7 Kasım 2006- İstanbul /Ak Parti’den Liberal Demokrat Parti’ye, ardından Anavatan’a şimdi de Genç Parti’ye geçen Emin Şirin, şu anda Genel Başkan Yardımcılığını yürüttüğü yeni partisine gelene kadar hiç bir partide aradığını bulamadığını söylüyor.
İki ay kalıp tek bir evrakı bile imzalamadan ayrıldığı LDP için ’’Orası, iktidara gelmek isteyen bir parti değil; Türkiye’ye liberalizmi anlatmak isteyen bir dernek görüntüsünde.. Bugünkü başkanları da ABD’den maaş alan bir kişi.’’ diyen Şirin, Erkan Mumcu’yu da sözüne güvenilmeyecek bir siyasi figür olarak görüyor. AK Parti ve Tayyip Erdoğan ile ilgili söyledikleri ise öyle bir iki cümleyle özetlenecek gibi değil…

Haberin manşet görseli
İnternethaber’in manşeti.

D.Y: Neden Genç Parti?
E.Ş: Neyin olabileceğini görmek için nelerin olmayacağını görmek lazım. Ben Cem Uzan’ı bir buçuk sene evvel tanıdım.

D.Y: TMSF başkanı Ahmet Ertürk sizi Uzan’ın meclis içindeki temsilcisi olmakla suçlamıştı…
E.Ş: Uzan dosyasını Türkiye’de didik didik eden insanım. Çünkü Türkiye 50 milyar dolarlık bir kayba uğradı. Bunda kimin ne kadar kabahatı var ona baktım.

D.Y: Kimdeymiş peki kabahat?
E.Ş: İmar Bankası’nda hata yüzde yüz var, suç olup olmadığına ise mahkeme karar verecek. Bunda, Kemal Uzan’ın kabahatı olduğu kesin. Hakan Uzan’ın hatalı olduğunu ise zannetmiyorum. Cem Uzan’a baktığımızda ise hiç alakası yok. Olsaydı bugün hapiste olurdu. Çünkü siyasi linçe tutulmuş bir insan.

D.Y: Anavatan’dan Erkan Mumcu’ya güvenemediğiniz için ayrıldınız, peki Cem Uzan’a güvenebilecek misiniz?
E.Ş: Cem Uzan’ı güvenilmez bir insan olarak görmüyorum. Benim şimdi tanıdığım Cem Uzan üç sene öncekiyle aynı insan değil. O zamanlar hukukun bu kadar önemli olduğunu idrak etmiyordu.

Emin Şirin
Foto: Dilek Yaraş

D.Y: Bir parti başkanının hukukun önemini idrak etmemiş olması… Nasıl bir şey bu?
E.Ş: Hukukla o kadar münasebeti olmayan, kudret sahibi bir insan… belki daha rahat, daha large davranıyordu, ihmal ediyordu diyelim. … Hukukun doğru dürüst işlemesi gerektiğini ve herşeyin temeli olduğunun belki de farkında değildi. Bundan evvelki kavgacı uslübu da onu gösteriyor.

D.Y: Şimdi öğrendi mi?
E.Ş: Öğrendi. Çilekeşhaneden geçti. İnsan, hukukun ne kadar önemli olduğunu başına gelince yani hukuksuzluğa maruz kalınca anlıyor.

D.Y: Genç Parti’nin şansı var mı sizce? Barajı aşabilir mi mesela?
E.Ş: Çok var. Genç Parti bugün başkanının başına gelenlerden sonra var mı yok mu diye düşünülen bir parti iken benim partiye gelmemle beraber bir reklam kampanyasına başlamıştır. Kasım ayının 20 sinden sonra da Cem Uzan, mitinglere, görüşmelere başlayacaktır. Nereye geleceğimizi bilmiyorum… Anketler bizi yüzde on gibi gösterirse bizde bir toparlanma olur zaten. Bu oran, yirmi beşe çıkarsa tek başımıza gireriz seçime. Aksi takdirde, bir partinin listesinden veya ittifak kurarak gireceğiz.

D.Y: Hangi parti ya da partilerle ittifak yapabilirsiniz?
E.Ş: AKP light olan partiler ve bölücü partilerin dışındaki her partiyle konuşuruz.

D.Y: ‘’AKP light’’ derken hangi partileri kastediyorsunuz?
E.Ş: Bölücülere çiçek yollayanlar, düz ovaya davet edenler…

D.Y: DYP mi diyorsunuz?
E.Ş: Ben demiyorum, siz deyin isterseniz… Sonra; cemaatlerle ilişki kuranlar, Fethullah Gülen’in koltuğunun altına sığınmak isteyenler de olmaz….

D.Y: Gülen’in koltuğunun altına sığınmak isteyenler kimler?
Ayrıldığım partilerden biri vardır mesela belki.

D.Y: Anavatan mı?
E.Ş: Mesela… Yani, AKP light ile de, bölücülerle de işimiz yok…

D.Y: Bugün herkese çok kolay dinci ya da bölücü deniyor…
E.Ş: Dinci; dinini siyasi veya iş bakımından istismar ederek menfaat sağlayanlardır. Mesela Ak Parti büyük ölçüde böyledir.

D.Y: Bir de köktendincilik var… Örneğin, Milli Görüşçüler kökten dinci mi sizce?
E.Ş: Türkiye’de köktendinci bir parti olduğu kanaatinde değilim. Köktendinci insanlar var sadece… Saadet Partisi’nde daha fazla dindar, daha az dinci var. Milli Görüşçüler; Türkiye şeriat ile yönetilsin diye düşünmüyorlar. Onların daha ziyade çift hukuk teklifleri falan var. Benim Saadet Partisinde çok sevdiğim insanlar var. Mesela, Necmettin Erbakan ve Recai Kutan en hürmet ettiğim insanların başında gelir. Onlarla benim anlaşamamamın en büyük sebebi çok fazla Yahudi düşmanı olmalarıdır.

“Çömez’in muhalefeti majestelerinin muhalefeti.”

D.Y: Ak Parti’de ‘’Parti içi demokrasi rafa kaldırıldı.’’ diyorsunuz ama partiyi içerden sık sık eleştiren bir Turhan Çömez örneği de var…
E.Ş: Turhan Çömez benim kardeşim gibi sevdiğim bir insan ama onun muhalefetini ciddi bir muhalefet olarak görmüyorum. Çömez’in muhalefeti majestelerinin muhalefeti.

D.Y: Danışıklı dövüş mü demek istediniz?
E.Ş: Bazı sırları mı paylaşıyorlar, danışıklı dövüş mü bilmiyorum ama bunlar çok konuşulur hale geldi… Çünkü bu kadar ciddi muhalefet eden gereğini yapar. Veya onun hakkında gereği yapılır. Turhan Çömez’den daha az muhalefet eden Namık Koçak’la, Fuat Geçen’i partiden attılar.

Bu parti, arabanın camını kıran balyozu ‘’şerif’’ ilan eden bir parti haline geldi artık.
Erdoğan da bunlardan fevkalede hoşlanıyor. Bırakın onu, hanımları bile gittikleri yerlerde ‘’sultan hanım’’ gibi karşılanmak istiyorlar…
Erdoğan eskiden 50- 100 dolarlık saat takardı. Şimdi 20-25 bin dolarlık saat takıyor. Benim sevdiğim Tayyip Erdoğan, ramazanda fakir evlerine iftara gider, basının haberi olursa da iptal ederdi. Şimdi basının haberi olmazsa ‘’Bana vakit kaybettiriyorsunuz,’’ diye kızıyor.

D.Y: Böyle demeyin, Başbakanlık yalanlar bu sözlerinizi!
E.Ş: Yalanlasın… Şimdi bakın, 25 bin dolarlık hediye bizi değiştirmez diyemezsiniz. Sana o hediyeyi veren insanın mutlaka bir beklentisi vardır. Franck Muller saat takıyor mesela. O saatin Türkiye acentası Tamimce, yani Erdoğan’ın Antalya’da kaldığı otelin sahibi…

D.Y: Sizin nasıl haberiniz oldu bundan?
E.Ş: Fotoğrafı çıktı…

D.Y: Hediye olduğunu nerden biliyorsunuz?
E.Ş: Yahu kendisi nasıl alıyor kardeşim? Kendisi alıyorsa hangi maaşla alıyor? O zaman çocuğu için burs almasın!Çocuğunu da Ramsey okutuyor. Böyle saçma sapan iş olur mu ya?
Bir de bugün milli hassasiyetleri hiç olmayan, Türklüğü bir alt kimlik olan gören, Türkiyeliliği savunan bir adam oldu Erdoğan. ‘’Türkiye’de Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Abazalar yaşar. Bunlar alt kimliktir. Üst kimlik TC. vatandaşlığı ve Türkiyeliliktir.’’diyor; bu anayasaya aykırıdır. Partiyi kapatma sebebidir.

D.Y: Siz de katıldığınız bir tv programında MHP’li Ümit Özdağ’a ‘’Türkiye’de safkan Türk yoktur. Ben de kanında tek damla Türk kanı olmayan bir insanım.’’ demiştiniz…
E.Ş: Dedim… Aynen… Ama ben Türküm…. Çünkü Türklük, bir ruhtur, aidiyettir. Kürt kökenli vatandaşlarımızı da aynı duyguyu paylaşmaya davet ediyorum. Benim için Kürtler yoktur, Kürt kökenli Türkler vardır. Bu konudaki limit ise şudur: bireysel hak olmak kaydıyla bütün hakları kullanabilir. Ama yine din meselesinde olduğu gibi, Kürtlerin toplumsal ve siyasal haklarından bahsedilemez.
Ben çok dikkat ediyorum, ‘’Türkiye’de Kürt, Türkmen kökenli Türkler vardır.’’ diyorum. Türkiyeliler vardır demiyorum. Bu jargon PKK’nın kullandığı bir jargondur. Erdoğan, bunları bilmeden kullanıyorsa zaten oturduğu koltuğa yakışmıyor demektir.

“Devlet şefkatle kucaklamamış bu insanları.
Dolayısıyla ben bugün
Kürt kökenli vatandaşları
suçlu olarak görmem.
Bu sorunları, Atatürk dönemi dahil olmak üzere
59 tane iktidarın ve devletin kabahatı olarak görürüm.”

D.Y: Bir Kürt partisi olamaz mı diyorsunuz?
E.Ş: Olamaz. Çünkü, birlik ve beraberlik içinde kökenlerimizi idrak ederek ve saygı göstererek ama bunları bölücü bir toplumsal veya siyasi anlayış içine getirmeden yürütebilmemiz gerekir.

D.Y: Osman Baydemir’in petrol kaynaklarının belediyelere verilmesi önerisine ne diyorsunuz peki?
E.Ş: Baydemir, bugün hemen görevden alınması ve hapse atılması gereken bir adamdır…Hapse atmaktan kastım… bu benim işim değil tabii, ama mahkemeye çıkarılması lazım… Bunlar edepsiz… Bunlar ‘’Türkiye’de iki tane kurucu halk var, iki resmi dil olacak,’’ diyorlar. Olamaz…

D.Y: ‘’Doğu’daki belediyelerin yazışmalarında iki dil kullanılsın’’ önerisi gelmişti zaten…
E.Ş: Hadi yapsınlar da göreyim. Eğer bunu yaptıkları an Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı olarak o dakka o adamı görevden almazsa, Anayasayı ihlalden yüce divanda yargılanır ve mahkum olur…

D.Y: Bu konuda araştırma başlatılmış sanırım…
E.Ş: Tabiii, benim soru önergem yüzünden! Cumhuriyetin tarihine baktığımız zaman Doğu bölgelerinin İç Anadolu ile beraber müthiş ihmale uğradığını görüyoruz. Bu adamlara hakikaten ikinci sınıf insan muamelesi yapılmış. Devlet şefkatle kucaklamamış bu insanları. Dolayısıyla ben bugün Kürt kökenli vatandaşları suçlu olarak görmem. Bu sorunları, Atatürk dönemi dahil olmak üzere 59 tane iktidarın ve devletin kabahatı olarak görürüm.

D.Y: Mehmet Ağar’ın ‘’Terörist dağdan insin düz ovada siyaset yapsın.’’ sözlerine ne diyorsunuz?
E.Ş: Mehmet Ağar ne dediğinin farkında mı değil mi bilmiyorum. Ben yirmi senedir tanıdığım Mehmet Ağarı da tanımaz oldum. DYP, AKP light değildir. Bunlar ne devlet adabıyla, ne de Türkiye’nin yapısıyla bağdaşmayan konulardır.

D.Y: Siz ne diyorsunuz peki?
E.Ş: Terörist, düz ovada siyaset yap-ma-ya-cak… Türkiye’de siyaset yapacak olanlar, Kürt kökenli vatandaşlarımızın bireysel haklarını savunacak insanlardır.

Lokman Kondakçı ve Emin Şirin
Emin Şirin, Söyleşi boyunca bize eşlik eden kadim dostu Lokman Kondakçı ile/ Foto: Dilek Yaraş

D.Y: Büyükanıt’ın Mehmet Ağar’a çıkışı doğru mu sizce?
E.Ş: Büyükanıt’ın söylediklerinin muhtevası yüzde yüz doğru. Keşke asker konuşmak mecburiyetinde kalmasa. Ama, bu bir güvenlik sorunudur…. Bu arada Sayın Büyükanıt’ın da dikkatini çekmek isterim: 2 milyar 900 milyon dolara 30 tane F16 alıyoruz. Tanesi 97 milyon dolara geliyor. Daha evvel F16’ları 15-16 milyon dolara almıştık. Nasıl oluyor da 16 milyon dolarlık bir uçak 97 milyona çıkıyor?

D.Y: Eğitim sistemimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
E.Ş: Anaokulundan üniversiteye bir yanlışlar manzumesi içindeyiz. İlköğretimde bugün bir facia içinde yaşıyoruz. Orta öğretimin ilk üç senesi içinde yüzde 40’ını ondan sonra da yüzde 50’sini meslek lisesi haline getirmemiz ve ara eleman yetiştirmemiz lazım. Meslek lisesi derken, İmam Hatipleri kastetmiyorum. İmam Hatipler Türkiye için yanlış bir modeldir. Ordan çıkanlar sadece İlahiyat Fakültelerine gitmelidirler.

“Akif Beki, Erdoğan’ı mehdi ilan etti!”


D.Y: İyi de 17-18 yaşında İmam Hatip Lisesini bitiren bir genç fikir değiştiremez mi, başka bir okula gitmek ve hayatına başka bir yön vermek isteyemez mi?

E.Ş: Haayır… değiştiremez. Tayyip Erdoğan olur… Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Akif Beki’nin İmam Hatipliler hakkında yazdığı bir makaleyi okudum geçenlerde. Ordan da anlaşılıyor ki İmam Hatipliler bu dünyanın insanı olmuyorlar. Onlar, tersine bir mühendislik projesidir! Başka tip bir insan çıkıyor İmam Hatiplerden. Klan haline geliyorlar, mason teşkilatı gibi oluyorlar.
Akif Beki, kitap yazıp “Göklerden beklenen ‘kurtarıcı’, insanların arasında zuhur etti. Mucizelerle gönderilen göksel bir varlık yerine, oylarla sandıktan çıkarılan bir ‘kurtarıcı’’ diyerek Erdoğan’ı ‘’Mehdi’’ ilan etti.

“İlahiyat fakültelerimiz de bir garip.
Kant’ı okuyor, Descartes’i okuyor ama
İslam alimlerini okumuyor.”

D.Y: Kısacası, İmam Hatipler kapatılsın mı diyorsunuz?
E.Ş: Kapatılsın. İlahiyat fakültesine insan yetiştirecek kadar çıksınlar. Ayrıca, bizim İlahiyat fakültelerimiz de bir garip. Kant’ı okuyor, Descartes’i okuyor ama İslam alimlerini okumuyor. Böyle şey olur mu?
İmam Hatip gibi ayrı bir tip yetiştiren bir organizma yaşatmak yerine; okullara çok geniş uygulamalı, isteyenlerin Cuma namazına da gidebilecekleri seçmeli din dersi koyulmalı. Ama bu din dersinde sadece Sünniliği değil Aleviliği de anlatırsın.

D.Y: Askerin ‘’irtica’’ uyarılarına ne diyorsunuz?
E.Ş: Askerin laiklik konusunda uluorta ve yanlış konuşması doğru olmuyor. Laiklik tarifinin düzeltilmesini veya çağdaşlaştırılmasını istemek ‘’irticadır’’ demek asker açısından çok yanlış bir zeminde, yanlış şeyleri söylemektir. Ben de bugünkü militan laiklik tarifini yanlış buluyorum ve düzeltilmesi gerektiğini savunuyorum. Herhalde ben de ‘mürteci’ değilim.

D.Y: Ama Cumhurbaşkanımız da askerin dediklerine benzer şeyler söylüyor…
E.Ş: Oooo, bizim Cumhurbaşkanımız bu konuda militan laikliğin dünyada son kalmış örneklerinden bir tanesidir. Ona kalsa ‘’din’’ sadece evin içinde etrafındakilerle konuşulmadan yaşanması gereken şahsi bir olgu.
Fakat, kadrolaşmanın da irticai bir yön aldığı iki kere iki dört. Ama burda hem Cumhurbaşkanının, hem de Büyükanıt’ın büyük bir hatası var. Ortaya somut hadiseler koymaları lazım.

“Her tarafa partizanca atamalar yaptılar.”

D.Y: Nedir bu somut hadiseler?
E.Ş: Geçmişte İslami devlet isteyen adam bugün Başbakanlık müsteşarı. Ömer Dinçcer. Milli Eğitim Bakanı, Hüseyin Çelik de gayet açık bir şekilde Nurculuğuyla övünüyor. Bunlar irticai yapılardır.

D.Y: Değiştiklerini söylemiyorlar mı?…
E.Ş: Valla, kimleri nereye atadıklarına bakalım. Her tarafa partizanca atamalar yaptıkları, bu atamalarda ya Ali Dibocu olmak ya da cemaat mensubu olmak gerektiği görülüyor…

D.Y: Geçenlerde Ak Parti İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu ile görüşmüştüm. O, bu tür atamaların kesinlikle olmadığını söylüyordu.
E.Ş: Müezzinoğlu’nun kendisi ne ya?… Başbakan’ın İmam Hatip’ten sınıf arkadaşı olmanın ötesinde ne meziyeti varmış? Partizanlığıyla övünen bir insan! ”Biz iktidardayız, bir istediğimizi yaparız, bütün komisyonlar bizden olmalı,” diyen bir insandan bahsediyoruz!
Allahınızı severseniz, yatay geçişe imkan tanıyıp diyanet işlerinden bin iki yüz kişiyi milli eğitim bakanlığına alırsanız, bu dini motif değil midir? Tayyip Erdoğan’ın uyguladığı politika, Türkiye’yi Balkanlar’dan koparıp Orta Doğululaştırma ve Araplaştırma politikasıdır.

D.Y: Ama AB’ye girmek istiyorlar…
E.Ş: İktidara geldikten sonra hem Erdoğan’ın, hem Gül’ün hem de Egemen Bağış’ın konuşmaları var. ‘’Biz AB’ye girmek istemiyoruz. Onların bizi almayacağını biliyoruz. AB’yi kullanarak Türkiye’yi değiştirmek istiyoruz,’’ dediler. HaberX’teki yazılarımda deliller var.

D.Y: Nasıl değiştirecekler sizce?
E.Ş: Orduyu, merkezi yok etmek. Yerel yönetimleri kuvvetlendirmek. Ankara’yı berhava etmek. Dini motiflerle yapılanma. Türkiye’yi Orta Doğululaştırma. Yapmak istedikleri budur.
Ömer Dinçer’in hazırladığı kamu reformu tasarısı, Türkiye’yi federatif yapıya ve bölmeye götürmek için hazırlanmış bir tasarıydı. Allah’tan rafa kalktı.

D.Y: Doğu Perinçek ve Nurettin Veren’le birlikte 1.Ordu komutanlığına brifing verdiğiniz söylentileri çıktı. Siz de ‘’Ben brifing vermem, alırım.’’ dediniz.
E.Ş: Aynen öyle dedim…

D.Y: Nerden çıktı o söylentiler peki?
E.Ş: Gülen ekibi çıkardı… Nurettin Veren, Gülen hakkında çok ciddi iddialarda bulunuyor. Ben bu iddiaları savcılığa bir suç duyurusu olarak intikal ettirdim. Savcılık harekete geçmedi daha.

D.Y: Eskiden olumlu şeyler söylüyordunuz Gülen hakkında.
E.Ş: Gülen’in yurtdışındaki okullarını daha önce fevkalade destekleyen bir insandım… Bakın, ben insanları tutmam. Kavramları tutarım. Nasıl Gülen zulme uğradığında kendisine yardım etmeye çalıştıksa, bugün de Gülen ekibinin yaptığı zulme karşı Veren’e sahip çıkmak bir insanlık ve hukuk görevidir. Nurettin Veren’in fevkalade somut iddiaları var. Savcılığın bunları takip etmesi lazım.

D.Y: Özel tanışıklığınız var mı Veren ile?
E.Ş: Ben iki sene evvel tanıştım kendisiyle.Yazılarına sahip çıktığım zaman tanışmamıştım.

D.Y: Gülen’in okullarına sahip çıkıyordum.” dediniz…
E.Ş: Tabii, hala sahip çıkıyorum. Gülen’in yurtdışında teşvik ederek açtırdığı okullar Türkiye’nin son on-yirmi senede yaptığı en büyük hamlelerden biridir ve çok isabetlidir. Ancak, bu okulların giderek dejenere olmaya ve Türk okulları yerine Amerikan okulları olmaya başladıklarını görüyorum ve bu beni rahatsız ediyor.
Fethullah Gülen Hoca Efendi’ye de buradan bir çağrım var: Bu okullarda Türk ve belki bazı Pakistanlı, Türkmen ve Balkanlı hocalar haricinde, Amerikalı ya da Avrupalı hoca kullanmasın!

D.Y: Bu okulların Amerika tarafından kullanıldığını mı ima ediyorsunuz?
E.Ş: Tabii kullanılıyor. Amerika tarafından kullanıldığını bizzat kendim gördüm gezilerimde. Son iki-üç senede bu hale gelmişler.

D.Y: Buna engel olamıyorlar mı sizce?
E.Ş: Olmuyorlar. Olamıyorlar değil, şuurlu yapıyorlar. Fethullah Gülen’in dini idare ve siyasete alet etmemesi lazımdır. Milli Eğitim’den, İçişleri Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’ndan elini ayağını mut-la-ka çekmesi lazımdır. Yoksa çektirirler.

D.Y: AKP ile ilişkileri mi var diyorsunuz?
E.Ş: Yahu göbek bağı var. NurettinVeren, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia etti. Ben de bu iddiaları savcılığa taşıdım.

D.Y: Kimdi bu bakanlar?
E.Ş: Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Abdülkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’ten bahsediyor. Bu iddiaların araştırılması lazım…

D.Y: Veren’in Gülen cemaatinden ayrıldığı için iftira attığı söyleniyor…
E.Ş: Bu laflar boş laflardır. Veren’in iddialarını da tetkik edecek merci savcılıktır. Savcılık harekete geçsin, tespitlerini yapsın, ondan sonra iftira mıdır değil midir anlayalım.

D.Y: Fakat, Gülen ve Ak Parti’nin arasının pek de iyi olmadığı söylentileri de var. Buna ne dersiniz?
E.Ş: Peki öyleyse, son Amerika’ya giden iki bakan, Abdullah Gül ile Mehdi Eker… kendisini ziyaret etmiş mi etmemiş mi? Bir açıklasın bakalım.

D.Y: Ne zamandı bu ziyaret?
E.Ş: Son altı ay içerisinde. Kur’an-ı Kerim’e el basarak açıklasın ama.

D.Y: Gülen cemaatini, bazıları şeriati getirmekle bazıları da Hristiyan misyonerliği yapmakla suçluyorlar. Bu çelişkiye ne dersiniz.
E.Ş: Doğru. İbrahimi bir din çıkarmak istiyorlar.

D.Y: Yani?
E.Ş: Müslümanlığı sulandırmak istiyorlar.

Emin Şirin
Foto: Dilek Yaraş

D.Y: İyi de bütün dinlerin temeli zaten İbrahim Peygamber’e dayandırılmıyor mu?
E.Ş: Doğrudur. Öyle bir görüşü de var. Doğrusu bu konulara girmek istemem. Ben bir din alimi değilim… Benim için Fethullah Gülen, etrafında sevenleri olan dini bir liderdir. Ama Türkiye’de bir din adamı çerçevesi içinde kalmaya dikkat etmeli. Ne devlet içinde yapılanmaya teşebbüs etmeli, ne de Türkiye içindeki eğitim faaliyetlerini bu kadar dinle karıştırarak yürütmelidir. Geri kalan konular beni biraz aşıyor.

D.Y: Gülen’in ne yapmak istediğine dair sizin net bir fikriniz var mı?
E.Ş: Ne yapmak istediği belli. ‘’Altın Nesil’’ dediği ve kendi yetiştirdiği Nurcu bir ekibi Türkiye’de iş başına getirmek istiyor. Ben bunu doğru bulmuyorum.

D.Y: Şeritaçı ya da misyoner iddiaları hakkında ne düşündüğünüzü tam anlayamadım!
E.Ş: Biraz abartılı buluyorum. Ben, faaliyetlerin Nurculuk çerçevesi içinde kaldığı kanaatindeyim. Zaten Nurculuk içinde de tek bir İbrahimi dine karşı bir sempati var…

“O kadar istikrarsız değilim ki
Mehmet Ali Ilıcak’ın annesiyle
dokuz yıl evli kaldım.
Herhalde Nazlı Ilıcak’la dokuz sene evli kalmak
bir istikrar göstergesidir.”

D.Y: Mehmet Ali Ilıcak sizin için ‘’Millet vekili olmadan önce demokrat, ılımlı, maküldü. Politikaya girdikten sonra değişti, istikrarsız oldu.’’ diyordu…
E.Ş: Ben hiç değişmedim. Hiç de istikrarsız bir insan değilim. O kadar istikrarsız değilim ki Mehmet Ali Ilıcak’ın annesiyle dokuz yıl evli kaldım. Herhalde Nazlı Ilıcak’la dokuz sene evli kalmak bir istikrar göstergesidir.

D.Y: Ama Nazlı Hanım’la ayrılmanız da olaylı oldu biraz…
E.Ş: O, olay yarattı.

D.Y: Neden?
E.Ş: Çapkınlık yaptığımı iddia etti.

D.Y: Yaptınız mı?
E.Ş: Yapsam dört senede çıkardı ortaya. Biz ayrılalı dört sene oldu. Nerde yakalanmışım?

D.Y: Şimdi görüşüyor musunuz Nazlı Hanım ile, buzlar eridi mi yani?
E.Ş: Karşılaşırsak merhabalaşıyoruz. Eriyecek bir buz yok. Şu anda ben siyasi olarak ondan çok farklı düşünüyorum. Ama Nazlı Ilıcak, ön yargılı olmadığı zaman Türkiye’nin en iyi araştırmacı gazetecilerinden biridir. Bu çerçevede kendisi arzu ederse, ben de görevim icabı onunla görüşürüm. Ama özel hayatımızda bir dostluğumuz yok.

D.Y: Nazılı Ilıcak sizin için ‘’AKP’ye benim sayemde geçti,’’ anlamına gelecek sözler de söylemişti.
E.Ş: Doğru. Onun ilişkileri tek başına etkili oldu mu bilmiyorum ama benim milletvekili olmamda Nazlı Ilıcak’ın çok büyük bir rolü olduğu muhakkak. Ama, ‘’Benim sayemde milletvekili oldu.’’ diyorsa bu abartmadır. Eğriye eğri, doğruya doğru. Görüyorsun ne kadar açık sözlüyüm!

/ İnternethaber 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here