DİLEK YARAŞ

05.09.2005 

”Türkiye ‘ebruli’ bir ülkedir.” Bu çok doğru ve güzel benzetmeyi bir okurumuz yapmıştı. Bu benzetmeyi o kadar sevdim ki, o yorumu okuduktan sonra ülkemizi her düşündüğümde gök kuşağının bütün renklerini içinde eritmiş olağanüstü güzellikte ebruli bir Türkiye geldi gözümün önüne. Hep “mozaik” derdik yurdumuzun yapısını anlatmak için ama bu tanımlama yetmiyor gerçekten de Türkiye’ye ve Türkiye halkına. Tek kelimeyle ”ebruli” bir ülke burası. 

Öylesine karışmış, öylesine iç içe geçmiş bir halk ve kültür. 

Bu coğrafyanın insanları, ne kadar farklı kökenlerden gelmiş olurlarsa olsunlar birbirlerinde ve birbirlerinin kültüründe kendilerinden bir şeyler bulurlar mutlaka. 

Ondandır belki karşımızdakinin dilini anlamadığımız durumlarda bile birbirimizi kolayca sevivermemiz ve candan cana ilişki kurabilmemiz.

Bütünlüğü, özgünlüğü ve güzelliği bozulsa da herhangi bir parçayı çıkarmanız mümkündür mozaikten. 

Ebrulide ise renkler birbiriyle öyle bir kaynaşmıştır ki mümkün değildir onları birbirinden ayırmak. Bir rengi çıkarmayı düşünmek ebruliden, ebrulinin kendisini yok etmeyi istemek demektir. 

Ve bazıları; kendi renklerini söküp alabileceklerini sanıyorlar bu güzelim ebruli ülkeden. 

Sanki mümkünmüş gibi.

Sanki ebruli kendisini toptan imha anlamına gelen bu isteğe tüm varlığı ile direnmeyecekmiş gibi. 

… 

PKK ve onun yandaşları ile uğraşırken bu sefer de karşımıza PKK karşıtları çıktı. 

Sözde PKK karşıtları.

Bunlardan bir tanesi, Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat: Demokrat Parti zamanında idamla yargılanmış, daha sonraları 19. dönemde DYP’den Erzurum milletvekili olmuş.Yakın zamanda da HAK-PAR diye bir parti kurmuş. Şimdilerdeyse PKK karşıtı olarak boy gösteriyor medyalarda ve meydanlarda. 

Bakıyoruz ne diyor diye: “Kürtleri temsil etmeyen PKK şiddet eylemleriyle sorunun devamını sağlıyor… Çözüm istemiyor…”. 

Bölücü örgüt için ‘derin devlet ürünü’ diyen Fırat; ”Kürt soru”nun çözümüne yönelik önerilerin daha çok netleşmesi için kendilerine görev düştüğü inancındaymış . 

Bu netliğe bakalım bir de: ”Türkiye’de 20-25 milyon Kürt var. Bu Kürtler ancak federal bir sistem, yani Osmanlı deyimiyle eyalet sistemiyle tüm haklarına kavuşur.” (Haftalık Dergisi) 

E peki, PKK’nın istediği çözüm neydi? 

O da eyalet istemiyor muydu? Ne fark var arada? Şiddeti reddetmekten başka… 

Şiddeti reddetmek güzel de, güzel güzel netleştirilen bu sorun çözülmesse ne olacak? 

Tamam tamam, demokrasi var memlekette. v Söylesin elbet herkes fikrini… Şiddete başvurmadığı veya desteklemediği sürece. Ama biraz daha dürüst olmak ve başka türlü bir şiddete zemin hazırlamamak kaydıyla. 

PKK ile tam tamına aynı hedefe sahip iken ona bu kadar karşıymış gibi görünmek tam dürüstlük gibi gelmiyor bana. 

Bu yeni (!) oluşumun El-Kaide’ye karşı olan ama aynı amaca hizmet ederek şeriat ve hilafet isteyen Hizb-ut Tahrir’den hiçbir farkı yok kısacası. 

PKK karşıtı Kürtlerin sesini yükseltmesini isterken, duymak istediğim o yüksek sesler bunların sesleri değildi doğrusu. 

Ben, her neredeyseler, bu ülkenin bir ebruli olduğunun bilincinde olan Kürtlerin sesini duymak istiyorum. 

Tek bir halk olarak, bölünmeden, ayrışmadan, huzur ve kardeşlik duyguları içinde yaşamak isteyen Kürtlerin sesini duymak istiyorum. 

… 

“Ebruliden herhangi bir rengi, yoğunluğu biraz daha fazla sanısıyla söküp çıkarmaya çalışmak onu bütünüyle yok etmektir.” demiştim. 

“Ebruli, kendisini imha etmek demek olan bu isteğe tüm varlığı ile karşı çıkar.” demiştim. 

Bir varoluş mücadelesidir bu. 

Ebrulinin içindeki bütün renkler, çıkarılmak istenen o renk dahil olmak üzere, şahlanır ve savunur kendi varlığını. 

İnegöl’de, Bozüyük’te, Çifteler’de, Polatlı’da olanlar, Gemlik’te olacak olanlar da budur. 

İki üç savunmasız kişiye kırk kişi saldırmak linç girişimidir. Kesinlikle engellenmelidir ve engellenebilir. 

Kırk otobüs dolusu provokatöre karşı galeyana gelen halkın tepkisi ise ebrulinin şaha kalkıp varoluşunu koruma refleksidir ve engellemek çok zordur. 

Hiç hoş olmayan ve gerçekten endişe duyulması gereken bir gelişmedir bu. 

Türlü türlü hesaplarıyla bu provokasyonlara sebep olanlar, alet olup hizmet edenler, kendilerinin de yanıp kül olacağı bir ateşle oynadıklarının farkındalar mı acaba merak ediyorum. 

… 

Ebru üstadı rahmetli Mustafa E. Düzgünman, o çok sevdiğim Ebruname’sinin başlarında şöyle der mealen: 

Ebru’da görünen şu nakışa iyi bak. Her sayfası kainatın bir sırrını yansıtır. Bu şahaseri senin benim yarattığımı sanma sakın. Fırça, çanak, boya, tekne hep bir vasıtadır bilmiş ol. 

Not: 05.09.2005 tarihinde İnternethaber ve Dördüncü Kuvvet Medya sitelerinde yayımlanan bu yazının orijinal ismi “PKK, Karşıtları ve Ebruli” dir.

Önceki İçerikFETHULLAH HOCA NEDEN KORKUYOR?
Sonraki İçerikEmin Şirin Ankara’yı Karıştıracak
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında Karacan yayınlarında stajyer muhabir olarak başladı. İlk haber ve söyleşileri, Kadın, Sanat Olayı, Kapital gibi dergilerde yayımlandı. Hiçbir zaman kopamadığı çocukluk hayali olan gazeteciliğe, 90’lı yıllarda ikamet ettiği İsveç’te Türkçe ve İsveççe haber-söyleşi ve köşe yazılarıyla devam etti. 1998 yılında, bir yandan İsveç'teki Türkçe konuşan göçmenlere yönelik haber-söyleşi dergisi Prizma'yı çıkarırken bir yandan da Dördüncü Kuvvet Medya sitesinde İsveç ve Türkiye gündemi ile ilgili yazılar yazmaya başladı. Prizma dergisi, 2000 yılında, Mısır, İran ve Suriyeli gazetecilerle yaptığı işbirliği sonucu Türkçe-Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde çıkmaya başladı. İlk kitabı, Dorothe Simon ile birlikte yazdığı “Lagom Svenskt” 2000 yılında İsveç’te; ikinci kitabı “Kır Zincirlerini Mavi Marmara” ise 2011 yılında Türkiye’de yayımlandı. Şu sıralar, elindeki yarım kitap projelerini bitirme ve eski çalışmalarını dijital ortama taşıma telaşında.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here