İsveç’in ünlü yazar ve gazetecilerinden Jan Guilou ile Peter Bratt 1973 yılında gizli bir haber alma örgütünün parlementonun kontrolunun dışında kanunsuz işler yaptığını ortaya çıkardılar. Ajanlarla yapılan röportajlar ve yayınlanan resimler büyük bir skandal yarattı. 

Örgüt, işyerlerindeki komünistleri takibe alarak haklarında rapor tutuyor ve bu bilgileri diğer batı devletlerinin istihbarat örgütleri ile değiş tokuş ediyordu. Bu durum hem kanuna, hem de hükümetin radikal söylemine ve resmi yansızlığına aykırı düşüyordu. Bu istihbarat örgütünün ”andıçladığı” solcuların mesleki kariyerleri o noktada bitmişti.

İsveç basınının dönüm noktası olarak nitelendirilen bu haberin gün ışığına çıkması hiç de kolay olmamıştı… İkinci Dünya savaşından sonra 100 kişilik bir kadroyla kurulan IB’nin işyerlerinde 2000 kişilik de bir temsilciler(!) grubu vardı. Bu temsilciler özellikle aktif sendika çalışanları arasından seçiliyordu. Jan Gulliou bu gizli örgütün varlığından 1969 yılında, birahanade içki içerken Expressen gazetesinin muhabiri sayesinde haberdar oluyor. Muhabir, laf arasında o çok eleştirilen Sepo’nun ( İsveç’in resmi istihbarat örgütü) aslında önemsiz olduğunu ondan çok daha derin, kapsamlı ve gizli bir örgütün ülkedeki bütün koministleri fişlediğini ve bu örgütün Svenska Dagbladet’te (İsveç’in Dagens Nyheter’den sonra ikinci büyük gazetesi) din yazıları yazan Thede Palm adında biri tarafından yönetildiğini anlatır. 

Bunu duyan Gulliou olayı biraz araştırıp doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra haftalık bir dergiye röportaj konusu olarak teklif ediyor ama, gazete yönetimi bu teklifi gayet soğuk bir şekilde geri çevirir… IB’nin gizliliğini yıllarca koruyabilmesinin en önemli nedenlerinden biri devletin resmi istihbarat örgütü olan Sepo’nun gölgesinde kalması. Ama, sol haraketin içindekiler adını koyamasalar da Sepo’dan daha derin bir örgüt olduğunu seziyorlardı. Jan Gulliou Sepo ajanları için ” Onlar çok açık bir şekilde ortalıktaydılar. Kim olduklarını biliyorduk. Sol örgütlerin içine sızma yetenekleri yoktu. Ama, aramıza aynı bizim gibi giyinen, bizim gibi konuşan başka şüpheli yabancıların karıştığını görüyorduk.” diyor. 

Bütün bunlara rağmen, örgütün açığa çıkması bir rastlantı sonucu olur. Örgüt kadrolu elemanlarından Hokan Isacson’u, naylon fatura yazdığı gerekçesiyle kovar. Buna çok bozulan Isacson intikam almaya karar verir ve gazeteci Peter Bratt’ a örgüt hakkında bildiği herşeyi anlatır. Bratt skandal niteliğindeki bu söyleşiyi Expressen’e (Dagens Nyheter’in yan ürünü olan bir akşam gazetesi) vermeyi düşünür ama daha sonra konunun akşam gazetesinde yayınlanırsa ciddiyetini kaybedeceğini ve sulanacağını düşünerek vazgeçer ve Gulliou ile ilişki kurar. 

Bratt’ın bir belgesel niteliğinde olan araştırması Gulliou’nun eli (pardon kalemi) değince -Bratt’ın bütün itirazlarına rağmen- cinayet suçlamaları gibi çarpıcı unsurlarla birlikte sansasyonel bir skandal haline dönüşür. 

3 Mayıs 1973 günü, IB’nin varlığı sorumluların isimleri, resimleri, eylemleri ve niyetleri ile birlikte Afton Bladet’te -bir avukat danışmanlığı ve güvencesinde- ifşa edilir. Haber ortaya çıkınca Savunma Bakanlığı örgütün varlığını kabul etmek zorunda kalır ama kanun dışı işler yapıldığını inkar eder. 

İsveç basını olaya büyük ilgi gösterir fakat sağ kanatı destekleyen gazeteler başta olmak üzere pek çok gazete ortaya çıkarılan haberi ülkenin savunma sırlarını ortaya çıkardığı, milli güvenliğini tehlikeye soktuğu gerekçesiyle sert bir biçimde eleştirirler. 

IB olayı ile birlikte iki düşünce biçimi, iki kuşak birbiriyle çatışmaya girer.

Bir yanda işçi hareketinin devlet kurumlarına olan aşırı saygısı ve işbirliği, diğer yanda muhafazakar kesimin milliyetçiliğin korunmasına karşı aşırı hassaslığı öte yanda ise politize ve sorgulayan bir gençlik. Bratt,Guillou ve Isacson, haberin yayınından hemen sonra olmasa da, 23 Ekim 1973 günü, polis tarafından alınırlar ve ”ajanlık” suçlamasıyla mahkemeye çıkarılırlar. Günün kanunu gazetecileri tutuklamaya yeterli olmayınca, 1948 yılından kalma eski bir kanun maddesinden dayanak alınarak hüküm giyerler. Böylece İsveç modern zamanlardaki ilk ve son politik suçlularını görmüş olur.

Jag Guillou hapishaneden yazdığı bir mektupta; “Sorgulayıcılar çok nazik ve saygılılar. Politik suçluları ne gibi yöntemlerle sorgulayacaklarını bilmedikleri ve onlara bize nasıl davranacaklarına dair bir fikirleri olmadığı açıkça belli oluyor…Bütün arkadaşlara selam söyleyin faşizmin başını zamanında ezeceğiz.” der ve bu mektup zamanın gazetelerinde yayınlanır. 

Gazeteci Peter Bratt; Hokan İsacson IB’den kovulmayıp da erken emeklilik ve -sus payı olarak- yüklü bir tazminatla tasfiye edilseydi bu olayın ortaya çıkmayacağı görüşünde. ”Isacson’nu açıklama yapmaya iten sadece kin ve intikam duygularıydı.” diyor.

Jan Guillou ise; ”Sol görüşlü gazeteciler bu insan avının en önemli hedeflerindendiler. Sıradan bir gazetecilik araştırmasıyla er ya da geç bu olayı ortaya çıkaracaklardı. Ayrıca, İsacson’un bu açıklamaları yapacak noktaya gelmesinde gazetecilerin baskısının da rolü vardı.” diyor.

İsveçli gazetecilerin çoğu bu olayı gazetecilikte bir dönüm noktası görerek gazetecilerin yakalanıp hapse atılmasının ve Palme’nin de bu kararın arkasında olmasının zamanın pek çok aydınının Sosyal Demokrat Partiden ayrılmasına neden olduğunu düşünüyorlar. 

Son aylarda basındaki ekonomi yazarlarını ve haberlerini sık sık eleştiren Jan Guillou; ” IB olayından sonra İsveç basınının olaylara bakış açısı değişti. Ama bu durum sadece 80’li yıllara kadar sürdü. Seksenli yılların ekonomi gazeteciliği bizi eski sisteme geri götürdü ve gazeteciler yine devletin borazanları olmaya başladılar. Günümüzün skandalları ekonomi ile ilgili. Bundan 100 yıl önce İsveç’in en büyük şirketlerinden birinin yurt dışına satılması vatan hainliği ile eş değerdeydi ama bugün bu satışı gerçekleştirenler kahraman olarak alkışlanıyorlar.” diyor.

IB skandalının kahramanlarından iftiracı Hokan Isacson, bugün işsiz ve karısıyla beraber kendi halinde sakin bir hayat sürüyor. 

Zaten çok sivri bir uslubü olmayan Peter Bratt IB halen Dagens Nyheter gazetesinde muhabir olarak çalışıyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen IB olayının etkisini üzerinden atamayan ve hala konu açıldıkça sinirlenen Bratt; ” Bakanlarla, milletvekilleri ile röportajlar yapıyorum ama yine de zaman zaman kendimi damgalanmış bir ajan, bir suçlu gibi hissetmekten kurtulamıyorum. Hükümetin kanunsuz işlerini ifşa etmemin bedeli bu.” diyor. Olayın patlak verdiği yıllarda olduğu gibi buün de keskin uslubunu koruyan Jan Guillou ise uluslararası bir üne sahip gazeteci ve yazar. Guillou satış rekorları kıran ünlü dedektif romanı ”Hamilton” un ilham kaynağının bu olaylar olduğunu ve romanın tasarımına hapisteyken başladığını söylüyor.

/ Dördüncü Kuvvet Medya – 15.11.2000

Önceki İçerik2000 Yılında IT-Yupileri
Sonraki İçerikAndıç Anketi
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. Gazeteciliğe 1986 yılında Karacan yayınlarında stajyer muhabir olarak başladı. İlk haber ve söyleşileri, Kadın, Sanat Olayı, Kapital gibi dergilerde yayımlandı. Hiçbir zaman kopamadığı çocukluk hayali olan gazeteciliğe, 90’lı yıllarda ikamet ettiği İsveç’te Türkçe ve İsveççe haber-söyleşi ve köşe yazılarıyla devam etti. 1998 yılında, bir yandan İsveç'teki Türkçe konuşan göçmenlere yönelik haber-söyleşi dergisi Prizma'yı çıkarırken bir yandan da Dördüncü Kuvvet Medya sitesinde İsveç ve Türkiye gündemi ile ilgili yazılar yazmaya başladı. Prizma dergisi, 2000 yılında, Mısır, İran ve Suriyeli gazetecilerle yaptığı işbirliği sonucu Türkçe-Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde çıkmaya başladı. İlk kitabı, Dorothe Simon ile birlikte yazdığı “Lagom Svenskt” 2000 yılında İsveç’te; ikinci kitabı “Kır Zincirlerini Mavi Marmara” ise 2011 yılında Türkiye’de yayımlandı. Şu sıralar, elindeki yarım kitap projelerini bitirme ve eski çalışmalarını dijital ortama taşıma telaşında.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here