Umur Talu – 06 Mart 2013 Habertürk gazetesi
 Umur Talu – Habertürk: Ön, an, en, son yargılarımız!.. Ah, bir de umutlarımız!
Önyargıların nasıl “ön” oldukları, onlardan çıkan “en yargı”nın sakatlık ihtimali…
Hele önyargılarla mücadelede yeni önyargılar inşa etmenin; ırkçılıkla, etnik nefretle mücadelede yoğun etnik vurgunun zihnimizi, eylemimizi yanıltabileceği…
Samatya’da birden başımıza düştü.
Hiç düşünülmeyen ihtimal… “Ermeni” yaşlı kadınları “Ermeni” bir erkeğin öldürmesiydi!
Oysa düşünülecek en büyük ihtimal, “yaşlı” kadınları bir “erkeğin” öldürmesiydi.
Tarihin büyük kıyımları, kıyamları, kırımları bir yana…
Cinayetleri “öldürülen”in kimliğiyle tamlamak, tanımlamak elbet mümkün ve önemli ama…
Nice cinayet de “öldüren”le ifade edilmeli; kimlikten ziyade sıfat edinmeliydi:
“Kadın cinayeti” değil, erkek cinayeti!
***
Kimimiz nasıl “öldürülenin kimliği”yle “enyargı”ya varmışsak, kimimiz de şimdi, “öldürenin kimliği”yle “sonyargı”da davul zurna çalıyor.
Oysa o da var bu da var.
Öldürülenlerin, katledilenlerin, nice topraklarda alınlarındaki kanlı yazı, kimlikleriydi…
Kimi zaman ise, katillerin, katledenlerin ellerindeki kan, kendi kimlikleri oldu.
Berikinin cinayetiyle kendi elindeki kanı aklamak ise, tarihin en sabit yazılarından.
 
***“
 
Zanlı” yakalanmadan önce, gazeteci Dilek Yaraş Samatya’da çeşitli kesimlerle, Ermeni cemaatiyle de konuşmuştu.
Tamamını okursanız, elbet tedirgindir güvercinler ama, güzel insanlara da dairdir, hiç değilse bir umuttur.
Tarihin ve günün nefretleri arasından süzülüp birlikte yaşayanlara, iyi komşulara, bu sessiz, güzel hallerine pek değer ve haber değeri verilmeyen, ancak cinayetlerle hatırlananlara dair.
Oysa trajediler, zaten böyle güzel insanlar da var olduğu için trajedi.
İyilik, komşuluk, dayanışma, bir arada yaşama, toprağın insanlarına ve nimetlerine bağlılık da hakikat olduğu için trajedi.
Komşuyu sakınan, saklayan, onun evladını koruyan, malına göz ve el koymayanlar da bulunduğu için, azınlık kalsalar bile insanlığı çoğalttıkları için de.
O söyleşilerde gördüm ki, nice Samatyalı; Ermeni, Türk, Kürt, Gürcü… “biz dışarıdakiler” gibi ön, an, en, son yargılı değil.
Endişeleri bile temkinli. 
Tarih bu: Bir güvercin tedirginliği, titrekliği elbet var; ama herkes şahin, atmaca, akbaba değil.
Nefrete karşı komşuluk… akbabalık karşısında akrabalık da var.
***
Yaraş’ın konuştuğu doğma büyüme Samatyalı Viktor Öcal demiş ki:
“Burada insanlar din, dil, ırk ayrımı yapmadan nesiller boyu bir arada yaşıyor. İnsan olmanın ne demek olduğunu bilen, semavi dinlerden herhangi birine inanan bir insanın böyle vicdansızlık yapması mümkün değil. Irkçılık ve milliyetçilik olarak düşünmek de mantıklı değil. Kendini savunamayacak yaşlı, yatalak kadınlara saldırıyorlar. Bu kadar aşağılık saldırı, ancak gözü dönmüş psikopatlarca yapılabilir. “
***
Samatya çocukluk semtlerimden.
Hayatımda, hafızamda, hatıramda esas mevkii, babamın öldüğü yer olması.
Çocuk bir umutla, eve dönecek diye sarıldığım bir günün ertesi, cenazesini almıştık oradan.
Yarım asır sonra bile, Sahilyolu’ndan ne zaman geçsem; sanki o odayı, odada onu da görür gibi olurum.
Samatya’yı hep ölümle hatırlardım ya…
Şimdi savunmasız, yaşlı Ermeni teyzeyi koruyamamış olmanın da sıkıntısıyla bir ötekine sarılan, yadigârları korumak için nöbet tutan Samatyalılara da saygımla; Samatya da bir “umut”tur, canımdır.
Kayıplar huzurla yatsın…
Yaşlılar huzurla yaşasın…
Hepiniz çok yaşayın!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here